Gelin Barış Olalım

Gelin Barış Olalım

Bu sabah Güneş yine Doğu’dan doğsun ancak ışık demetleri öyle bir aydınlatsın ki yeryüzünü dünün karanlığı, kasveti dünde kalsın, bugün bambaşka bir neşe ile aydınlansın insanlık âlemi. Ardından lütuf bulutu gelsin rahmet damlalarını salsın yeryüzüne tüm kötülüklerden arınsın sokaklar, bir daha asla kirlenmeyecekmiş gibi. Bugün başka bir dünyaya uyansın insanlar.

Gözlerini açtıklarında sevgiye susamış olduklarını fark etsinler. O sabah işe gitmek üzere yola koyulan kimseler esnafları unutmasın mesela. Köşedeki manava, az ilerideki bakkala, kasaba ‘hȃyırlı işler’ desin ayaküstü hal hatır sorsunlar birbirlerine. Ekmek sırasındaki genç bayan arkadaki yaşlı amcayı fark edince hiç tereddüt etmeden versin sırasını.

Selamlaşmayı Yayalım

Yolda birbirini dahi tanımayan insanlar göz göze geldikleri vakit dostça selamlaşsın. İki araba aynı yöne saptıkları anda ikisi de birbirine yol versin mesela, sonra gülümseyip teşekkür ederek devam etsinler yollarına. Çarpışıp kaza ile yere düşen iki beyefendi kalkıp birbirine sarılıp, özür dilesin, helallik istesin mesela. Yaşlı teyzeyi elinde poşetleriyle gören delikanlı hemen gelip alsın poşetlerini, evine kadar yardım etsin.

Sonra minnettar kalan teyzenin hȃyır dualarıyla ayrılsın oradan. İmkânsız mı bütün bunlar? Bu kadar anlayışlı ve dostvȃri yaklaşımlar yalnızca çizgi romanlardaki kahramanlarda mı görülür? Olsun işte! Ansızın bir nükleer sürur infilak etsin yeryüzüne. Gökyüzünde parçalanıp, milyonlara bölünen huzur taneleri sirayet etsin tüm insanlığın yüreğine.

Öyle ki, beş yaşındaki bir çocuğun uçurtma uçurduğu yerde yaladığı elma şekerinden aldığı haz, yüreğinde hissettiği o saf mutluluk hali sarsın tüm ruhları. Barış tankları gezsin artık sokaklarda. Dört yüz kilometre mesafeden dirlik atışı yapalım. Biraz da huzurun kabzasını kavrayalım toleransı hedef alalım. Güven gazı sıkılsın caddelerde, mutluluktan yaşarsın gözlerimiz.

Kimse kimseye makamından, mertebesinden, bulunduğu konumdan ötürü değil en yüce varlık olduğu için kıymet versin. İnsan, insana ‘insan’ olduğu için değer versin. En iyi, yıllanmış ustaların dahi öremeyeceği barış duvarları inşa edilsin. Fakat bu duvarlar bizi birbirimizden ayırmasın daha çok yakınlaşmamıza, birlik olmamıza, sıkı sıkıya kenetlenmemize yarasın. Küçük, büyük koşulsuz saygı duysun herkes birbirine.

Çözülemeyen hiçbir problem kalmasın, ufak dargınlıklar bile olmasın. Sahte tebessümler değil esaslı gülüşler yer alsın yüzümüzde. Bizde şunu insanlık görevi bilelim: gördüğümüz her göle, dereye, akarsuya hatta küçücük bir su birikintisine barış mayası çalalım, kim bilir ya tutarsa?

Yorum yapın