ALLAH’I NİÇİN GÖRMÜYORUZ?

ikra

Well-known member
Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
86
ALLAH’I NİÇİN GÖRMÜYORUZ?

Allah’ı niçin göremiyoruz sorusu her zaman sorulmuş ve merak edilmiştir. Bu sorunun cevabı belki tek şekilde verilemeyebilir, belki de hiç böyle bir soru sormaya gerek bile yoktur. Bu, soran kişiye göre değişmektedir. Örneğin Allah’ı seven küçük bir çocuk neden göremiyoruz diye sorduğunda ona, Allah dünyada görünmez, cennete gidince göreceğiz demek kafi gelmektedir. Bununla birlikte soruyu soran Müslüman ve yetişkin bir birey olursa cevap değişir, Allah’a inanmayan bir kişi olunca yine cevap farklı olacaktır.

Bizler Allah’ın neden görülmediğini farklı açılardan izah etmeye çalışarak hem soruya cevap aramış hem de farklı bireylere ve farklı düşünce yapısına sahip olanlara göre değişik cevaplar vermiş olacağız.

Öncelikle Allah’ın görülememesinin ilk nedeni; Hazreti Allah böyle takdir ettiği içindir. Evet, inanan ve Allah’a kalpten bağlı bir mü’min için Allah’ın görülememesinin sebebi bile sorulmaz ve yaratan öyle istediği için, onun izin verdiği zamanda görmek üzere mü’minler bu hususta Allah’ın takdirine razıdırlar. Ancak zaten yaşadığımız yerin dünya ve yaşadığımız hayatında dünya hayatı olması hasebiyle zaten Allah’ın görülmesi de mümkün değildir. Allah’ın görülememesinin veya görülmesinin mümkün olmamasının akli (mantıksal olarak) ve nakli (ayet ve hadisler ışığında dini açıdan) delilleri vardır ve doğrusu Allah’a inanmayan bir kişi için bile en güzel izahat bu delillerdir. Fakat bu delillere de inanmayan kişi için anlatılabilecek diğer deliller belki zayıf kalacak ve yetersiz olacaktır. Bu konuya girmezden önce akli ve nakli deliller üzerinde durmak gerekmektedir. Öncelikle akli delili kuvvetlendirmesi açısından nakli delilleri ortaya koymak daha doğru olacaktır.


Kuran’ı Kerim’de Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam’ın kendisini görmek istemesinden bahsetmektedir. Burada Musa Aleyhisselam’ın bu isteğine karşı Cenab-ı Hak ona karşısında bulunan dağa bakmasını istemektedir. Cenab-ı Hak bu dağa zatı ile değil, sıfatının nuru ile tecelli etmektedir ve Musa Aleyhisselam’a “Eğer bu dağa tecelli ettiğimde dağ olduğu gibi alırsa (yani bu tecelliye dayanabilir, güç yetirirse) o zaman beni görebilirsin. Buyurmaktadır ve Hazreti Allah bundan sonra dağa tecelli ettiğinde dağ buna takat getirememiş ve adeta yanmıştır. Bu gün Musa Aleyhisselam’a vahiylerin indiği ve Hazreti Allah’la konuştuğu Tur-i Sina dağının karşısında kalan bu dağ adeta yukarıdan aşağı katmak katman preslenmiş gibidir ve yanmış şekildedir. Bu hadiseden sonra Musa Aleyhisselam bayılmış ve kendine geldikten sonra Cenab-ı Hakka böyle bir istekte bulunmaktan dolayı tevbe etmiştir. Musa Aleyhisselam’ki Cenab-ı Hakkın insanlara gönderdiği en büyük peygamberlerden birisidir. Böylesi büyük mucizeler göstermiş olan büyük bir peygamber bu isteği karşısında tevbe etmiştir. Bu da göstermektedir ki, Hazreti Allah’ın izni olmadan onu görmeyi istemek edebe uygun olmayan yanlış bir harekettir. Teşbih olması açısından dünya yaşantısında bile bir ülkenin Başbakanını, Cumhurbaşkanını, eskiden kralı, padişahı bile herkesin görmesi mümkün değilken alemlerin padişahı olan Hazreti Allah’ın herkes tarafından görülebilmesi haddi aşan bir bekleyiştir. Gerçi burada Musa Aleyhisselamın bu isteğine Cenab-ı Hakkın olumsuz karşılık vermesinin çok daha farklı manalar ifade ettiğini ifade edenler de bulunmaktadır. Bazı müçtehitler bu ayete, ayette geçen “len terani” yani sen beni göremezsin kavline şu şekilde mana vermektedirler; “sen beni ahir zamanda gelecek olan habibimden (Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)) önce göremezsin” demektir. Bu nedenle Peygamber efendimiz miraç gecesinde Cenab-ı Hakkı görmüştür ve ondan önce hiç kimse Hazreti Allah’ı görememiştir. Fakat Miraç gecesinde Peygamber efendimizin Cenab-ı hakkı görmesi de keyfiyeti (mahiyeti ve tam olarak nasıl olduğu) bizim tarafımızdan bilinmemekte ve anlaşılamamaktadır. Bu ayetlerden çıkarılan ders ise Cenab-ı Hakkı dünya hayatında bile sadece peygamber efendimizin görebileceği, ahirette ise yine peygamber efendimizin bildirmesi doğrultusunda cennet ehlinin göreceğidir.

Hazreti Allah’ın görülmesi hususu dinimizce ru’yet olarak ifade edilmektedir. Ru’yet kelimesi Arapça bir ifade olup Hazreti Allah’ın görülmesi manasında kullanılmaktadır. Tam ifadesi ise Ru’yetullahdır. Ru’yetullah, ancak ve ancak cennette mümkündür. Cennette mü’minler Cenab-ı Hakkı şekilsiz olarak, zamandan ve mekandan münezzeh olarak, mahlukata ait haller olmaksızın, görülmekte mahlukata hiçbir benzeme olmaksızın görecektirler. Bu ifadeler ehli sünnet kitaplarında ru’yetullah bahsinde geçen ifadelerdir. Bu ifadeler göre Cenab-ı Hakkın görülmesi mahlukatın görülmesi olmamaktadır. Yani yaşadığımız dünyada bizim bir şeyi görmek için belirli şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartlar; görülenin görenin karşısında olması, belirli bir mesafede olması (insan çok yakınındakini ve çok uzağındakini göremez), mekanda olmaları, belirli bir zaman içinde olması, görünecek şeyin büyüklüğüne göre belirli bir uzaklıkta olması mesela biz dünyanın tamamını en azından bütün olarak yarısını görmek için uzayda olmalıyız. Bir insanı görmek için onun karşısında, caminin tamamını görmek için belirli bir uzaklıkta olmalıyız. Bahsedilen tüm bu detaylar tamamen mahlukatın görülmesi içindir ve cennette insanlar bu şartların hiç biri olmadan Cenab-ı Hakkı göreceklerdir. Ancak burada hemen hatırlatmakta fayda var ki, ayet ve hadislerde Cenab-ı Hakkın görüleceğinden açıkça bahsedilirken muğtezile başta olmak üzere Hazreti Allah’ın görüleceğine inanmayan müslümanlar cennete girseler bile bu büyük nimetten mahrum kalacaklardır. Şimdi az önce anlattığımız şartlarda zaten dünyada Cenab-ı Hakkın görülmesi mümkün değildir. Bu şartlar fizik kurallarına ve her şeye aykırıdır. Zaten eğer Cenab-ı Hak dünyada görülebilecek olsaydı peygamberimiz miraca gerek olmadan görürdür. Ancak peygamberimiz miraca kadar ve miraçtan sonra Cenab-ı hakkı görememiştir. Ve miraçta Cenab-ı Hakkı görmesi dünyaya ait bir görme şekli ile olmamıştır. Bu şeklin ve nasıl olacağının anlatımı, anlatılmakla da anlaşılması mümkün değildir. Yine önemli konulardan birisi; peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinden öğrenilen şekli ile eğer insanlar cennet lokmalarından bir lokma yeseler 40 gün dünya yiyeceği yiyemezler. Bahsedilen cennet nimetleri Cenab-ı Hakkın sıfatının cennetidir. Bir de Zatının cenneti vardır ki, bu bizzat cenab-ı Hakkın görülmesidir. İşte insanlar Cenab-ı Hakkın zatının cennetini gördüğünde yani Hazreti Allah’ı gördüğünde 300 yıl kendilerine gelemeyeceklerdir. Kaldı ki, bu hal tüm hakikatleri, meleği, şeytanı, cenneti cehennemi gerçek şekilleri ile gördükten yani ruhta büyük bir güç meydana geldikten, kendisine gizli hiçbir şey kalmadıktan sonra olacaktır. Ve Zatının cennetini gören bir kişi cennetin tüm nimetlerinden vaz geçerek “ya rabbi zatını bir defa daha göster cennet nimetlerinden vaz geçiyorum, istemiyorum” diye iltica edecektir. Bu iltica 300 yıllık baygınlıktan sonra olacaktır. Şimdi cennette insan bu hale gelirse acaba bizi yoktan var eden, yarattığı hiçbir şeyi kendine benzer şekilde yaratmayan ve en güzel kendisi olan Cenab-ı Hakkın dünyada iken, dünya gözü ile görülmesini beklemek ve istemek acaba mümkün olur mu? Bunun ihtimali var mı? Böyle bir şeyin mümkün olmasını talep etmek ve istemek bu hakikatleri bildikten sonra mümkün mü? Allah bizi bu kabiliyette ve bu şekilde yaratmış ve kıyamete kadar da bu, bu şekilde olacaktır. Bunun değişmesi mümkün olmayınca kula düşen kendisini yoktan var eden, yedirip içiren, kendisi içi her gün güneşi doğdurup batıran o yüce mevlanın, o azamet sahibi olan zat-ı ecelli al’ayı görmek arzusu ile yanıp tutuşmak ve cennette onu görmek için hazırlık yapmaktır.

Kaynak: http://www.sevgiforum.com/konular/allahi-nicin-gormuyoruz.32/

 
Üst