ikra

Well-known member
Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
88
KURAN’DA DECCAL VE SÜFYAN

İnsanların en fazla merak ettiği dini konuların başında kuşkusuz kıyamet alametleri gelmektedir. Kıyamet gününün gerçekleşeceği ve o büyük günün tahakkuku hakkında Kuran’da açık ayetler bulunmaktadır. Bu nedenle Kıyamet gününün yaşanması hususunda hiçbir müminin kuşkusu bulunmamaktadır. Ancak kıyamet gününün yaklaşması ve ne kadar bir zamanın kaldığı ne kıyametin zaman kopacağı peygamberimizden önce de, peygamberimiz zamanında ashabı tarafından, sonraki zamanlarda ve de günümüzde hep merak konusu olmuştur. Bunun bir takım alametleri var mıdır, varsa nelerdir, bu alametler herkesin anlayabileceği şekilde midir, yoksa değil midir? Gibi onlarca soru müminleri meşgul etmiştir ve etmeye de devam edecektir.

Öncelikle belirtmekte fayda vardır ki, Kuran’ı Kerim mücmel bir kitaptır. Yani tüm zamanlara ve tüm insanlara gönderilen bir kitap olması sebebi ile her şeye işaret etmektedir. Ancak Kuran- Kerim kitabı hacim, ayet sayısı gibi hususlar göze alındığında ise sınırı ortadadır. Bu nedenle mücmel olarak birçok konuya sadece işaret yolu ile delalet etmektedir. Örneğin herkesin bildiği bir konu; namaz konusu ki, İslam’ın en mühim ibadet olan namazla alakalı Kuran’da geçen ifadeler sadece namazın kılınmasına yöneliktir. Ancak namazın nasıl kılınması gerektiğine dair tek bir ayet bulmak mümkün değildir. Bu nedenle de namazın nasıl kılındığını peygamberimizden öğrenmekteyiz. Yani İslam’ın en mühim ibadetine bile mücmel olarak işaret edilmiş ve izahı peygamberimize bırakılmıştır. Aynı şekilde Kuran’da kıyamet gününden ve o gün geldiğinde olacak bazı şeylerden bahsedilmiş fakat detaya inilmemiştir. Kıyamet gününün yaklaştığının alametleri ve kıyametle alakalı diğer tüm bilgileri hep Peygamber efendimizden öğrenmişizdir. Hal böyle olunca da Kıyamet alametleri ve bunlar içinde en fazla merak konusu olan Deccal konusu da yine hadis-i şeriflerde aranması gereken bir konudur.

Kıyametten önce meydana gelecek olan hadiselerin en büyüğü kuşkusuz Deccal’dir. Çünkü hadis-i şerifte peygamber efendimiz; “Adem'in yaratılışından kıyamete kadar geçen zaman içerisinde deccalden daha büyük bir hadise yoktur” buyurmaktadır ve günümüzde olduğu gibi peygamber efendimiz zamanında ashab-ı kiram da deccal’in kim olduğunu, onun alametlerini sormuştur. Gerek ashabına ve gerekse ashabından sonra gelecek olan insanlara peygamber efendimiz deccali tanıtmış ve ondan diğer peygamberler gibi ümmetini korkutmuştur. Nitekim hadis-i şerifte “Hiç bir peygamber yoktur ki, ümmetini yalancı köre (deccâla) karşı uyarmamış olsun. Dikkat edin o kördür… İki kaşının arasında kafir yazılıdır.” (Müslim, Fiten/20) şeklinde peygamber efendimiz ümmetini deccalden korkutmuştur.

Deccal hakkında onu anlatan, vasıflarından bahseden onlarca hadis-i şerif vardır. Biz burada bu hadis-i şeriflerin her birini zikrederek onların üzerinde durmayacağız çünkü her bir hadis-i aldığımızda konu oldukça fazla uzayacaktır. Bu nedenle diğer hadis-i şerifleri merak edenler bu hadis-i şerifleri araştırıp bulabilirler. Bizim asıl üzerinde duracağımız konu bir hadis-i şerif ve bunun üzerinden yola çıkarak deccal hakkında bazı önemli bilgiler vermektir. Bir gün peygamber efendimize sahabe-i kiramdan bazıları deccalden sual ederler. Buyurur ki; “eddeccal-ü kezzabün, eddeccal-ü kezzabün, eddeccal-ü kezzabün” yani “deccal çok yalancıdır, deccal çok yalancıdır, deccal çok yalancıdır” günümüzde inşalar deccal çıktı mı, çıkacak mı diye tartışmakta ve din alimleri de bu konu hakkında ittifak etmektedir. Bazıları çıktığını iddia ederken bazıları çıksaydı Mehdi A.S. da çıkmış olurdu deyip çıkmadığını iddia etmektedir. Çünkü deccalin mevzu bahis olduğu yerde Mehdi A.S. da mevzu bahistir.

Öncelikle deccalin çok yalancı olduğu hadis-i şerifini hatırlatarak ve hadis-i şerifte geçen “kezzabün” kelimesinin ziyadesiyle çok yalancı anlamına geldiğini hatırlatarak ve deccal çıktığında insanların çoğunun ona uyacağını da hatırlatarak ifade etmek gerekir ki, deccal çıktığında onu çok az kişi tanıyacaktır. Zaten deccal ile alakalı hadis-i şeriflere bakıldığında anlatılan ifadeler ve çizilen portre normal olmayan ve adeta doğaüstü güçlere sahip olan birinden bahseder gibidir. Eğer deccal gerçekte tam anlatıldığı gibi birisi olursa zaten onun deccal olduğunu anlamayanın deli olması gerekir. O zaman bu durumda anlaşılan o dur ki, hadis-i şeriflerde geçen ve deccali tanımlayan ifadeler tamamen mecazdır ve bahsedilen hususların ne olduğu ise ancak güçlü bir imana sahip müminler tarafından anlaşılacaktır. Örneğin; hadis-i şerifte: “...Muhakkak ki onun iki gözünün arasında Kâfir yazılıdır. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes, o yazıyı okur…” buyurulmuştur. Alnında kafir yazan bir kişiyi herkes deccal olarak tanıyabilir, ancak hadis-i şerifte de işaret olunduğu üzere “onun amelini kerih (çirkin) görüp sevmeyen herkes o yazıyı okur…” esasen deccali tanıyanlar onun alnında açık bir kafir yazısı da görecek değildir ama adeta alnında kafir yazıyormuş gibi onu tanıyacaklardır. Bu nedenle gerek deccal ve gerekse deccal devri gerçekten de Müslümanlar ve diğer tüm insanlar için büyük bir fitne zamanıdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki; “beyaza siyah, siyaha beyaz denmedikçe kıyamet kopmaz” şimdi hiç kimse çıkıp demez ki, kardeşim ben beyaza siyah diyecek değilim, akıl var mantık var ancak bu hadis-i şerif te tahakkuk edeceğine göre demek ki insanlar üzerine böyle bir zaman gelecektir. Elbette burada kast edilen beyaz renge siyah, siyah renge beyaz denmesi değildir. Hak olanın batıl, batıl olanın hak olarak görülmesidir. Nitekim deccal devrinin alametlerinden olan bu durum ve fazlası günümüzde çokça görülmektedir. Konu hakkında fazla yorum ve detaya girmeden şu sözlerle konuyu bitirmek isteriz; deccal veya deccal devri gelecektir belki de Allah’u e’lem gelip geçmiştir, ancak şu gelmediyse de gelip geçtiyse de çoğu insan yani Müslümanların tamamına yakını onun fitnesinden kendini koruyamayacak ve ahirette nasıl bir aldanış içine düştüğünü anlayacaktır. Bu nedenle deccalden ve devrinden korunmak için doğru olan öncelikle Müslümanın doğru itikat ve akait bilgilerini öğrenmesi, dünya, kabir ve ahiret fitnelerinden ve deccalin fitnesinden kendisini koruması için amele, ibadete sarılması ve bu fitnelerden korunmak için gerekli olan tüm duaları yapması ve Hazreti Allah’tan yardım istemesidir. Aksi takdirde itikat olmadan, amele sarılmadan bir insan ne kadar bilgi edinirse edinsin kendini deccalden, onun devrinden, devrinin fitnelerinden koruması mümkün değildir.

Süfyan da yine hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz şekli ile Müslümanlar içinden çıkacak ve Müslümanları kandıracak olan tabir yerinde ise Müslümanların deccalidir. Deccal ile süfyan arasındaki fark; deccal tüm inşalar ve Müslümanlar için fitne iken Süfyan, Müslümanlar içinden çıkacak ve Müslümanları kandırarak onlara büyük zarar verecek birisidir. Hadis-i şerifte: "Süfyan, ahir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır." Burada da aynı şekilde bir şahıstan bahsedilmiştir fakat buradaki bahsi mevzuu “marifenin nekre kılınması” kabilinden özel bir kişi olmayıp birden fazla kişiye de şamil olabilir veya tek biri kişi için de olabilir. Buna ait kesin bir kayıt veya delil olmadığından aynı şekilde şunu ifade etmek gerekir ki, bir kişi gerçekten de Süfyan’ı tanısa ancak itikadı noksan, ameli zayıf olursa onun şerrinden kendini koruyamaz. Yok, eğer itikadı sağlam ve ameli tam ise Süfyan onunla özel uğraşsa bile ona zarar veremez. Bu nedenle Müslümanların yapması gereken en doğru husus itikatlarını kuvvetlendirmek ve amele sarılmaktır. Bundan sonra da Allah’a dua ederek tüm bu fitnelerden korunmak için Cenab-ı Hakka dua etmektir. Ancak böyle yapılırsa Allah’ın yardımı gelir ve bu fitnelerden imanını kurtararak ahirete göç edebilir, aksi takdirde bu devirlerde imanı korumak hiç kimse için mümkün olmayacaktır.

 
Üst