NAMAZIN MANASI VE FAZİLETİ

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
127
Tepkime puanı
80
NAMAZIN MANASI VE FAZİLETİ

Namazın manası ve fazileti ile alakalı olarak yazılacak hususlar oldukça fazladır. Namaz farklı cihetlerden incelendikçe o cihetlerden manası ve fazileti anlatılabilir. Bu konuda söylenebilecek tek bir ifade yoktur. Yani namazın manası budur, fazileti şudur gibi iki cümle ile yapılabilecek izahat yoktur. Çünkü namaz Bir ayette insanları her türlü kötülüklerden koruyan olarak tanımlanırken hadis-i şerifte ise mü’minin miracı olarak ifade edilmektedir. Şimdi konumuza sadece giriş sadedinde bile bu iki anlam karşılaştırıldığında ortaya insan hafsalasını zorlayıcı ve çok büyük anlamlar ifade eden manalar çıkmaktadır.

Namazın dindeki yerine ve bahsedilen bir takım faziletlerine geçmezden önce yukarıdaki iki ifadeyi kısaca özet geçelim. Birinci ifade ayet-i kerimedir ve manası “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı zikir elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” Bu ayet-i kerimede namazı hakkı ile kılanın kesinlikle elde edeceği neticeden bahsedilmektedir. Bu netice ise onun her türlü kötülükten nehyolmasıdır. Yani namazını hakkı ile kılan kişinin kalbine Hazreti Allah öyle bir güç verir ki, o kişi hiçbir kötülük, günah ve hataya düşmez. İşte bu mana çok büyüktür. Eğer bir kişi namaz kıldığı halde bir takım kötülüklerden vazgeçemiyorsa bu, onun namazının hakkı ile kılınan bir namaz olmadığını göstermektedir. Çünkü ayet-i celile açıktır ve kesindir bunun en açık örneği ashab-ı kiramda, tabiin ve tebe-i tabiin döneminde görülmüş, ondan sonraki ehlullahta ortaya çıkmıştır, yani namaz aynı namaz iken ve hakkını vererek kılanları her türlü kavli (sözlü), fili (amel olarak) ve zihni ve de kalbi kötülüklerden alıkoymaktadır. Çünkü ayet-i kerimede geçen “EL MÜNKER” ifadesi önündeki “LAM” Arapçada istiğrak lamı olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle tüm kötülüklere şamildir. Yani namazını kılan kişinin meydana gelebilecek tüm kötülüklerden korunması gerekmektedir. Bu ise namazın hakkı ile kılınması ile mümkündür. Yani eğer şöyle bir misalle konuyu daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Diyelim ki, bir yerde altın gömülü ve orada altın olduğu kesin. Ama altın 10 metre derinlikte olsun. Şimdi biz buraya sadece 5 metre yerin altındaki altını gösteren dedektör cihazı ile bakarsak burada altın yok diyecektir. Ama 20 metre yerin altını gösteren bir dedektörle bakacak olursak bu durumda orada altın olduğunun sinyalini alacağız. Bu durumda birinci makine ile baktığımızda altının olmadığına hükmetmek orada altın olmadığı değil cihazın yetersiz olduğunu gösterir. İşte bunun gibi namazını tam kılmış ve hakkı ile kılmış olan sahabe gibi zatlar tüm kötülüklerden korunarak namazın gerçekte tüm kötülüklerden koruduğunu bize yaşantıları ile göstermişlerdir. Bu durumda namazın kendinde bir noksanlık yoktur, yani namaz bu faideyi tam olarak vermektedir. Ancak bizim namazımızın nasıl olduğu önemlidir. Yani biz namazımızı hakkı ile tam olarak kılarsak bu durumda bu faideyi de göreceğiz, yoksa biz bu faideyi elde etmiyoruz diye namazın kendisinde bir noksanlık, ayette – HAŞA – bir eksiklik yoktur. Peki, bu durumda ortaya çıkan konu şudur; namaz nasıl olursa hakkı ile namaz olur?


Namazı hakkı ile kılmak ifadesi çok büyük bir ifade gibi dursa da mümkün olan bir husustur. Bizim bu konuda samimi olarak yapmamız gereken şudur; öncelikle işi temelden alarak namazın dışındaki şartları yani namaz kılmaya başlanmazdan önce halledilmesi gereken hadesten taharet, necasetten taharet… Bu altı şartı güzelce öğrenip, içeriğini tam olarak öğrenip bunları yerine getirmek. Ardından namazın içindeki şartlardan özellikle kıraat hususunun nasıl olacağını öğrenip bu konuda gerekirse ders almak gerekmektedir. Daha sonra namazın vaciplerine, sünnetlerine, müstehaplarına, adabına dikkat ederek mekruhlarından kaçınmaya çalışmak. Buraya kadar anlatılanlar işin görünen kısmıdır. Bunları hallettikten sonra ihlasla namaza sarılmak, riya, uçup gibi hallerden korunmaya çalışarak bu hususta mevladan yardım istemektir. İşte zor gibi görünen ancak dünyada Cenab-ı hakkın bize soracağı, kabirde ilk karşımıza çıkacak, mahşerde ilk hesabı sorulacak namaz için böylesi bir gayret içinde olmak gerekmektedir. Şimdi konumuza dönersek buraya kadar anlattığımız hususları göz önüne aldığımızda bahsi geçen ayet-i kerimeye göre namazın manası; kişiyi her türlü kötülükten koruyan, onu ahirete, Hazreti Allah’ın huzuruna çıkmaya hazırlayan, cennet ve Cemal-i İlahi’ye kavuşmasına vesile olan ibadet olması, fazileti ise insanı dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtarması olmaktadır. Bizler bu yazıda yukarıdaki hususlara çok kısa olarak dikkat çektik. Bunları doğru kaynaktan öğrenip doğru şekilde amel etmek gerekmektedir.

Namazla alakalı ikinci mana ise peygamber efendimizin hadis-i şerifidir. Bu hadis-i şerifte “namaz mü’minin miracıdır” buyurulmaktadır. Şimdi bu hadis-i şerif aslında üzerinde düşünüldüğünde yukarıda izahını yapmaya çalıştığımız ayetin de faziletini beyan, o ayetin faidesini ifade sadedindedir. Yani tabi ki, her namaz değil, şartlarına riayet edilerek kendisini her türlü kötülükten korumuş, Allah’a Allah’ın razı olacağı şekilde kul olmasına sebep olmuş olan namaz mü’minin miracıdır. Ancak böyle bir namazla mü’min namazda miraca yükselmiş olur. Peygamber efendimiz miraca çıktıktan sonra Cenab-ı Hak’tan huzurullah’taki lezzeti bir daha nasıl tadacağını sorduğunda namazda aynı lezzeti bulacağının cevabını almıştır. İşte bu nedenle peygamber efendimiz namaz kılarken büyük bir zevk alır ve miraç’ta Cenab-ı Hakkın huzurunda aldığı lezzeti namazda alırdı. Ondan sonra sahabe-i kiram da hep derecelerine göre namazdan haz almışlar ve adeta manevi miraç yapmışlardır. Mesela Hazreti Ömer halifeliği döneminde bir harpte ağır yaralanmış ve baygın yatmakta iken hayatından şüphe ettiklerinde yanındakiler “eğer yaşıyorsa onu namazdan başka bir şey uyandıramaz” demişler ve “ya emirel mü’minin namaz geçiyor” diye seslendiklerinde yerinden fırlayarak “VALLAHİ NAMAZ KILMAYANIN İSLAMDA YERİ YOKTUR” buyurarak yarasından kan aka aka namazını kılmıştır. İşte o büyük sahabi de derecesine göre namazdan aldığı haz ile adeta manevi bir miraç keyfi yaşamaktadır. Eğer bizler de namazlarımızı isteyerek, severek ve en önemlisi namazdan haz alarak, lezzet duyarak namazımızı kılabiliyorsak bu, kıldığımız namazın bizim için miraç olduğunu, namazımızın makbul olduğunu göstermektedir. Aksi takdirde, istemeye istemeye, zorlanarak kılınan bir namazın miraç olabileceğini söylemek ve Hazreti Ömer’in kıldığı namazla bu kişinin kıldığı namazı yan yana koyarak ikisini de aynı kefeye koymak mümkün değildir. İşte bu anlattığımız manada namazın manası mü’min için, mü’mini en yüksek mertebelere ulaştıran, Allah’ın sevgisinin kalbine yerleşmesine, Allah sevgisi ile kabinin dolu olduğunu gösteren bir namazdır. Fazileti ise; ancak bir mü’min bu makamlara namaz sayesinde çıkabilmekte ve namaz sayesinde böyle mertebelere ulaşabilmektedir.

Görüldüğü gibi namazın manası ve fazileti o kadar derin ve ciltlere sığmayacak bir konudur ki sadece namaz hakkındaki onlarca ayet ve onlarca hadisten birer tanesine bile kısaca değinildiğinde ortaya ne kadar büyük manalar çıkmaktadır. Bu durumda her bir ayet namazın ayrı bir manasını anlatmakta, her hadis-i şerif namazın manasını ifade edip faziletini bildirmektedir. Son olarak namazın manası anlatmakla bitmez, fazileti ve insana kazandıracağı faziletler de anlatılmakla bitmez.

Kaynak: https://www.sevgiforum.com/konular/namazin-manasi-ve-fazileti.64/
 
Üst