Ölüm Ahiret Kıyamet


ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Var olmanın kulluğun abitliğin rehberi din ve peygamberler. İşte dinin ve peygamberlerin gerekliliği büyükten küçüğe çiçekten böceğe yaratılan bunca şeyin ve hele hele insanın yaratılmasının yegane gayesinin insanoğlunun imtihanı olduğu noktasından meseleye bakıldığında burada dinin ve peygamberlerin ne derece önemli bir yer tuttuğu apaçık ortadır.

Yüce Allah kendini görmeksizin kimin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için yarattı bunca şeyi. İmtihan için !
İnsanoğlunun ömür dediğimiz serüven içerisinde karşı karşıya bulunduğu en önemli olaydır ahiret imtihanı. İnsanın dünyaya getiriliş sebebidir insan sadece bunun için yaratılmıştır.

Neden Allahı görmeksizin bir imtihan ? Çünkü eğer yüce Allah kendini insanlara gösterseydi insanların hepsi hemen secdeye gelir bir tek ümmet olurlardı ve o zamanda insanoğlunun imtihanına gerek olmazdı. İnsanın dünyanın kainatın yaratılmasına da gerek kalmazdı.

İmtihan sorularının cevaplarını imtihana girmeden evvel öğrencilere veripte ondan sonra imtihan yapan bir öğretmenin yaptığına imtihan denebilirmi .
Bu takdirde ne gerek var böylesi imtihana, çalışan çalışmayan herkese bir mezuniyet diploması verilecekse ! mezun edene kadar binlerce insanı kıran kırana imtihandan geçirmeye ne hacet var.

İmtihan yüce Allahın öğretileri içerisinde eski çağlardan günümüze kadar insanoğlunun keşf edipte vaz geçemediği en işe yarayan ayraç. İyinin, kötünün, daha iyinin, en iyinin belli olduğu eşik. Herkesin bütün hünerini ortaya koyduğu çalışmanın azmin sebatın gayretin semeresini verdiği er meydanı.
İmtihan en güzel kıstas çalışan ile çalışmayanı gayretli ile gayretsizi iyi ile kötüyü ayırt etmek içindir. Çalışmanın sabretmenin gayretin mihenk taşı vaz geçilmez bir gereklilik imtihan.
 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Evet imtihan bir çare bir çözüm sonuca gitme hususunda ama imtihanı gereksiz bulanlarda var. Tabi sorumluluk almak taşımak güç iş.
Her zaman deriz değilmi iyi olan kazansın. Nedir iyiliğe kıstas olacak şey, nedir kişinin çalışmasına azmine sebatına değer kazandıracak olan şey. Bir müsabaka yapmadan kimin daha hızlı koştuğunu kimin daha iyi güreştiğini nasıl anlarız! Bir sınavdan geçirmeden kimin çalışıp kimin çalışmadığını nasıl bilebiliriz.
Birde imtihanı kabul edipte ahiret imtihanını gereksiz bulanlar var, işte buna akıl ermiyor. Böyle düşünenlere dünyada ne ufak menfaatler için girdikleri imtihanları , gösterdikleri gayretleri, çektikleri sıkıntıları hatırlatmak lazım.

Bir üniversite mezunu olabilmek için girdikleri imtihanlarda ömürlerinin yarısını nasıl harcadıklarını hatırlatmak lazım. Eğer cennet gibi bir nimetin sonsuz bir hayat ve saltanatın karşılığında imtihana gerek yok denilebiliyorsa bu insafsızlık değildir de nedir ?

Yaratıcı ve herşeyin sahibi Allah olduğuna göre kurallarıda o koyar. Kul olmak isteyene de uymak düşer. Sözün özü dileyen Rabbine bir yol tutar.

Yüce Rabbimiz Kuranı kerimde vakıa suresi 86-87 ve Ankebut suresi 2 ve 3.cü ayetlerinde şöyle buyuruyor

Bismillahirrahmanirrahim.

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimmiyseniz o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize.
And olsun biz kendilerinden öncekileride imtihan etmişken insanlar inandık deyince imtihandan geçirilmeden bırakılacaklarını mı sanırlar.
Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları ortaya çıkaracaktır .

Sadakallahülazim
 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Bölüm 2 - Ahiret

Altı milyar insan ! Dilleri, dinleri, ırkları ve renkleri farklı milyarlarca insan dünyanın doğusundan batısına kuzeyinden güneyine milyonlarca kilometre karelik alan üzerine yayılmış yaşıyor.

Dünyanın biryüzünde gecenin çökmesi ile birlikte kimi insanlar tatlı rüyalara dalarken kimileri bir gözü açık tiken üstünde yatıyorlar. Diğer yüzünde ise yeni günün ilk ışıkları ile insanlar hayellerine koşarken kimileride savaşın yeni bir sabahına gözlerini açıyorlar.

Dünyanın bir yerinde tabii afetler yaşanıyor bir başka yerinde festivaller kutlanıyor. Bir bölgesinde insafsız bir savaş hüküm sürüyor bir diğer bölgesinde barşı turları yapılıyor. Bir tarafta insanlar yokluk ve sefaletle kavga veriyor bir diğer tarafta insanlar eğlencenin türevini alıyor.

Ülkenin birinde açlıktan mideler yapışıyor bir diğerinde perhiz kitapları zayıflama salonları sektör haline geliyor .
Kimi bir saltanat beşiğinde hayata gözlerini açarken kimi cami avlusunda hayata merhaba diyor .

Batı alemi denilen dünya nüfusunun %15 'ni bile bulmayan bir kesim dünyanın kaymağını yerken asıl büyük kesim yalamakla yetiniyor.

Evet dünya tuhaflıklar çelişkiler dünyası. Dünyanın böylesine çelişkili böylesine tuhaf olmasınında bir sebebi var insanoğlu ! tek suçlu insanoğlu ve onun bitmek tükenmek bilmeyen hükmetme duygusu ve daha iyi yaşama uğruna her şeyi mübah gören hayat felsefesi ve hep bana hep bana diyen aç gözlü nefsi.

Dünya güzel yaşamakta öyle. Dünya malıda güzel can kadar olmasada. Vel hasıl dünya hayatı güzel bir gün gelip kopmak olsada.
Nedir insanoğlunu hayatına böylesine bağlayan geçmişte yaşadığı mı ? yoksa yaşayacak olduğumu ? elde ettiği mi yoksa beklediği mi ? kazandığı mı kaybettiği mi ?

Eskimeyen solmayan bitmeyen ne var, her şeyden evvel biz kendimiz tükeniyoruz bir şeylere erme uğrunda kendimizi bitiriyoruz.
Bir şeyler tutku oluyor içimizde peşine düşüyoruz derken tüm hayatımızı kapsayacak bir kovalamacaya dönüşüyor bu hırsımız. Şansımız yaver giderse yakalıyoruz bu seferde ya kaçırırsak endişesi ile kahroluyoruz. Elde etmenin verdiği sevinç bir gün gelip kaybetme düşüncesi ile kursağımızda kalıyor.

Öyle bir an bir zaman geliyor yorulduğumuzu hissediyoruz soluklanmak için kısa bir ara veriyoruz .
Değermiydi diyoruz !
Kimimiz için geldiğimiz bu noktada yapacağımız muhasabe artık bir anlam taşımıyor çünkü her şeyi baştan almaya ya yeterli zaman yada cesaret kalmıyor.
Kimimiz içinse muhasebe onur kırıcı oluyor nelerin tükendiğini düşündüğümüzde bunları kendimizin tükettiği gerçeği onurumuzu zedeliyor .
Kimimiz içinse muhasebeye imkan kalmıyor çünkü ilahi mühür geçit vermiyor.

Öyle yada böyle her verdiğimiz çaba zaman tüketiyor neticede tüketim faturası önümüze geliyor. Kalem kalem incileyoruz görüyoruz ki hiç bir çaba boşa çıkmamış bize bir şeyler kazandırmış birşeyler öğretmiştir ama iyi ama kötü beraberinde de bir şeyler alıp götürmüş bizden ama değmiş ama değmemiş.

Sözlerimiz dünya için çabalamayı gereksiz bulduğumuz anlamına gelmesin. Hepimiz şartlar el verdiğince gücümüz yettiğince hayatımızı idame ettirme topluma ve bilime katkıda bulunma konularda gerektiği kadar çabalama ile zaten mükellefiz. Ayrıca dünya hayatının nimetlerinden meşru bir şekilde faydalanmak yine meşru olmak şartı ile bir yerlere gelebilmek için çaba sarf etmek yani genel anlamda meşru hayat mücadelesinin neticesinde elde ettiklerimizden yararlanmak yüce yaratan tarafından bizlere tanınmış şartlardandır. Ancak burada önem arz eden çabayı ne uğruna yaptığımız ve sınırının ne olacağıdır.

Resulullah s.a.v buyurdular ki : Kıyamet günü dört şeyden sual edilmedikçe kulun ayakları rabbinin huzurundan ayrılmaz .

1. Ömrünü nerede harcadığından
2. Ne amelde bulunduğundan
3. Malını nerede kazandığından ve nerede harcadığından
4. Vücudunu nerede çürüttüğünden

Devam edecek .......

 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Günlük yaşamımıza baktığımızda en yoğun çabaları nefsimizin tatmini için verdiğimizi görüyoruz. Bununla birlikte çabalara bir sınır koyma bir ölçü belirleme şansınıda ekseriyetle yitiriyoruz çünkü arzu ve heveslerimiz başımızı döndürüyor bir anda her şeyin önüne geçiyor ve gem vurma kudretimizi kırıyor.

Nefis dediğimiz şey bizi bunların peşine öyle bir takıyor ki bir çabanın neticesini almadan bir başka çabanın içerisinde buluyoruz kendimizi. Koskoca ömrü telafisi olmayan yegane sermayemizi gözümüzü diktiğimiz çokta önemli olmayan o şeylere kavuşabilmek uğruna hiç acımadan harcıyoruz. Hiç sınır tanımaksızın bir çok şeyi teperek ve bir çok şeydende vazgeçerek verdiğimiz bu çaba bize meşru kılınanıda gayri meşru hale getirmemize sebep oluyor. Çünkü dünya hayatının nimetleri olarak nitelendirebileceğimiz bu arzu ve hevesler uğruna bedenimizi ruhumuzu hatta hayatımızı nefsimizin hipoteği altına veriyoruz nefsimizin kulu ve kölesi haline geliyor bir diğer deyişle nefsimizi ilahlaştırıyoruz.

Yüce Rabbimiz Ali imran 14 ve casiye suresi 23 ayetlerinde şöyle buyuruyor .

Bismillahirrahmanirrahim

Kadınlara oğullara kantar kantar altın ve gümüşe nişanlı atlar ve develere ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir.
Bunlar dünya hayatının nimetleridir oysa gidilecek yerin güzelliği Allah katındadır

Arzu ve hevesini ilah edinen bilgisi olduğu halde Allahın şaşırttığı kulağını ve kalbini mühürlediği gözlerini perdelediği kimseyi gördünmü onu Allahtan başka küm doğru yola eriştirebilir ey insanlar anlamazmısınız .

Sadakallahülazim

Devam edecek .......
 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Nefsimiz hayatımızın her anına ve her alanına müdahale ediyor o ömrümüzü harcıyor bize ise kefil olup altına imza koymak düşüyor hayata gereken değeri vermiyoruz önemsiz çok ucuza edinilmiş bir eşya muamelesi yapıyoruz. Bir çoğumuz gelmişken yaşayalım bari gibisinden yaşıyoruz bir daha yaşayamıyacağımızıda biliyoruz ama hiç oralı olmuyoruz.

Yaşam niye var ?- Biz niye varız ? ne olacağız ? diye hiç sorgulamıyoruz. Ne hayatı ne ölümü biz insanlar yarattık haşa biz yaratmış olsaydık enazından ölüme yer vermezdik. Hayata gelme ile ölüm arasındaki ömür denilen sürecide biz kararlaştırmadık bunların tesadüfen olması da imaknsız.

Peki bütün bunlar niçin var ?

Hiç düşündük mü ? hayata gelmeyi biz istemedik bizim irademiz söz konusu bile olmadı ama geldik. Ölmeyide biz istemiyoruz ama ölüyoruz ve öleceğiz. Hayatımızdaki en önemli iki nokta başlangıç ve bitiş tamamen bizim irademiz dışında yaşama gelip gelmeme veya zaman mekan şart belirleyebilme gibi bir şansımız yok. Hürriyetimiz en öneme haiz bu bir kaç noktada tamamen kısıtlı istemesekte kabulleniyroruz.

Yüce ALLAH'ın diledikleri müstesna kainatta neye bakarsanız bakın her şeyin öncesi bir sonrakinin olabilmesi için grekli şart gerekli ortam konumundadır yani bir diğerinin oluş sebebidir. Hangi şey olursa olsun o şeyin olabilmesi kendinden evvelki şeyin daha önceden oluşmasına bağlıdır. Misal olarak dün olmasaydı bugün olmayacktı , bugün olmayınca yarında olmayacktı benzer şekilde hayata gelme olmasaydı yaşamak olmayacktı yaşamak olmayınca ölüm de olmayacktı.

İşte ömür sürme hayata gelmenin, ölüm ömür sürmenin, ahiret ise ölümün bir sonucudur. Bu insan oğlunun takip edeceği mutlak süreçtir. Bunun aksini idda edenlerin bu gerçeğe direnenlerin hayatın ölümün insanların bitkilerin hayvanların havanın suyun dünyanın güneş sisteminin bu sonsuz kainatın ve burada sayamıyacağımız milyarlarca dengenin nasıl ve niçin var olduğuna açıklık getirmeleri gerekir.

İnsanoğlu gerçeğe niçin direnir ! varsayımlarının sağlam olmasından'mı gururundan'mı ilahlaştırdığı nefsinden'mi putlaştırdığı hayat felsefesinden'mi menfatinden'mi gerçeği bir kere olsun düşünmekten kaçtığından'mı gerçek sorumluluk getirdiği için mi yoksa kendini yargılamanın hatasını kabulunu güçlüğünden'mi hangisi olursa olsun bu sebeplerden herhangi biri veya bir kaçı veya daha başka nedenlerle hakka göz yummak gerçeği değiştirir'mi veya akibeti değiştirir'mi ?

Şu veya bu şekilde hayattan nasiplenmiş her insanoğlu tıpkı hayata gelme ve ölme gibi seçme şansının olmadığı bir düğer süreci daha bu mutlak seyir içerisinde yaşayacak ve bir zaman gelip yüce mahkeme huzurunda bir ömrün hesabını verecek.

Yüce Rab'bimiz enam suresi 73 rum suresi 43 ve 60 casiye suresi 27 ve 29 kaf suresi 41 ile 45.ci ayetlerinde şöyle buyurmaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim

Gökleri ve yerleri gerçekle yaratan odur ki ol dediği gün hemen olur.
Sözü gerçektir sura üfleneceği gün hükümranlık onundur.
Görülmeyenide görülenide bilir o hakim'dir haberdardır
İnsanların fırka fırka olacağı Allah katından kaçanılmaz o günün gelmesinden önce kendini dosdoğru dine yönelt
Sabret ki Allahın sözü şüphesiz gerçektir.
Kesin olarak inanamayanlar seni hafife almasınlar göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır
Kıyamet kopacağı gün işte o gün batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar
Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün her ümmet kitabına çağrılır onlara denir ki bugün size işlediğinizin karşılığı verilecektir bu kitabımız gerçekten sizin alyhinize konuşur biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kayıt ediyorduk
Bir çağırıcının yakın bir yerde çağıracağı güne kulak ver o gün çığlığı gerçekten duyarlar
İşte o kabirden çıkış günüdür doğrusu biz diriltiriz biz öldürürüz dönüş bizedir
O gün yer yarılır onlar çabucak ayrılır bu bize göre kolay bir toplanmadır
Onların dediklerini biz biliriz sen onların üzerinde bir zorba değilsin söz verdiğim günden korkanlara kuran ile öğüt ver

Sadakallahülazim

Devam edecek .......
 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Bundan çok uzun zaman önce insan henüz yeryüzünde ikamete başlamamışken arş-ı alada yaradan tarafından insan ve onun zürriyetinden çok önemli bir ahit alınmıştı. Bu ahitleşmeyle insanoğlu hayata gelme karşılığında üzerine binecek olan sorumluluğunun bir nevi kabul mukavelesini yapmış oluyordu.

Halk arasında Kalu bela diye bilinen bu ahitleşme nasıl yapılmıştı ? Zaman mekan şartlar şekil neydi bunu hatırlayamıyoruz ancak bildiğimiz kadarı ile her ahitleşme gibi bu ahitleşmeninde bağlayıcı bir niteliği olduğu kesin. Bu sebeple bu ahitleşmenin bedenimizin ruhumuzun kalbimizin bir köşesinde saklı kalan ve hayat seyrimize etki eden bir yanı olduğu muhakkak.

Yüce rabbimiz bu konuda Araf suresi 172 ve 173.cü ayetlerinde şöyle buyuruyor
Bismillahirrahmanirrahim
Rabbin adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı ve onlara ben sizin Rabbiniz değilmiyim demişti onlarda evet Rabbimizsin şahit olduk demişlerdi.
Bu kıyamet günü bundan habersizdik dememeniz için veya atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı biz ise onlardan sonra gelme bir nesiliz işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin dememeniz içindir
Sadakallahülazim
 
Katılım
11 Haz 2020
Mesajlar
69
Tepkime puanı
81
Ölüm ve nefis muhasebesi hakkında detaylı malumatlar içeren bu konu vesilesiyle size teşekkür ederim. Umarım bu yazılanlardan ibret alabilir ve hayatımıza tatbik edebiliriz. Ölüme hazırlıklı olmak için namaz ve diğer ibadetlerin yerine getirilmesi şarttır. Uhrevi hakikatleri hatırlatan paylaşımlarınız için tekrar teşekkürler.
 
Katılım
12 Haz 2020
Mesajlar
38
Tepkime puanı
17
“Ölümün güzelliği”nden bahsedildiğinde bazı insanlar tepki gösterir. Ölümün bir “Vuslat” yanı vardır, Mevlana'nın “şeb-i arûsu – Düğün gecesi” gibi, onunla güzelleşir yüreklerde ölüm. Gurbetten vuslata geçiş köprüsüdür ölüm.

Bir de “Güzel ölmek” yanı vardır. Allah Teala'dan her şeyin güzeli istendiği gibi ölümün de güzeli istenebilir. O da, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz” sırrı ile bağlantılıdır.

Umarım güzel yaşar, güzel ölürüz... Allah ölümün bile hayırlısını, güzelini nasip etsin
 

ikra

Yönetici
Katılım
12 Eyl 2019
Mesajlar
479
Tepkime puanı
479
Evet bir zamanlar insan arş-ı alada yani yaradan katında belirlenmiş bir süre için hayata gelmenin tasdikini bir diğer deyişle sözleşmesini yapmışlardı. Bu sözleşme için başlangıçtan kıyamete kadar hayata gelecek tüm nefisler bir kerede ve bir yerde toplanmış aklı ve irade yetenkleri üzerlerinde olduğu bir halde yüce yaradanın huzurunda ondan başka ilah ve rab tanımayacaklarına dair söz vermişlerdi.


Bu ahitleşme Kuran-ı kerimde insanlığa bir hatırlatma olarak yeniden sunulmaktadır; Çünkü bu ahitleşme ile kişiler işledikleri fiiller karşısında şuurlu ve tam mesul hale gelmektedirler dolayısı ile suçlarından ötürü hesaba çekileceklerinide ahitleşmeyi bozan bir maddesi olarak başından kabul etmiş bulunmaktadırlar. Yine bu hatırlatma ile bağlantılı olarak kişiler işledikleri fiilleri bilgisizlik sebebiyle işlediklerini söyleyerek temize çıkma veya işlediği suçların sorumluluğunu kendinden evvelkilere atma şansını otomatik olarak yitirmektedirler.

Bu ahitleşmeyi hatırlamıyoruz şuurunda değiliz peki nasıl oluyorda hatırlamadığımız farkında olmadığımız bir ahitleşme ile bağlı kılınabiliyoruz bu hakkaniyete uygunmudur gibisinden bir sual de gelebilir. Bunun cevabı şöyle olacaktır bazı bilgiler ve bazı hisler hayata gelirken vardır yani kişi ile birlikte depolanmış olarak gelir bu depolanmış bilgiler şuur altında saklı yetenekler olarak yatar ve hiç bir şekilde silinmez. Potansiyel olarak şuur altında muhafaza edilen bu bilgiler keşif sezgi ve dahili faktörler uyracılığı ile şuur haline gelir ve harici etkenler vasıtası ile günlük eylemlerimize yansıdıkları zaman var olduklarını gösterirler. Şuur altı bilgiler gibi insanın kin, sevgi, kıskançlık, sevinç, korku, hüzün ve benzeri hisleride şuur altında hazır düşler olarak gelir ve harici faktörlerin neticesi ile ortaya çıkar.

Buda bir örnek teşkil etmesi gayesi ile şu önemli olayı zikretmekte fayda var.
Kuran-ı kerimde bakara 31 ve 39 ayetleri arasında Hz.Ademin yaratılışı ve sonrki hikayesine kısaca değinilir. Bu kıssada bir bölümde yüce ALLAH Hz.adem'den kendine vahyetiiği meleklerin bile bilmediği bir takım bilgileri meleklere anlatmasını ister ve Hz.adem'e meleklere eşyaların isimlerini say diye emreder. Bu emir ile birlikte Hz.adem yüce ALLAH'tan öğrendiklerini anlatır melekler Hz.adem'in ilmi karşısında hayrete düşer ve yarabbi senin bize öğrettiklerinden başka bilgimiz yoktu derler. İşte melekleri hayrete düşüren bu bilgi yüce ALLAH'IN insanoğluna depo ettiği o muhteşem bilgidir. İnsanlık ne başardıysa hepsi Hz.adem ile birlikte gönderilen ve ondan sonrada nesilden nesile aktarılan bu potansiyel bilginin hafızanın bir köşesinde saklıyken eğitim öğretim gibi harici etkenlerle keşif ve sezgi gibi faktörlerle zaman gelip gün yüzüne çıkmasıyladır.

O Anı her ne kadar hatırlamasakta o gün verilen söz kalbimizin beynimizin derinliklerinde bir yerde bir fıtri bilgi olarak durmakta ve şuur altında potansiyel olarak muhafaza edilmektedir. Hatıramızdan niçin silinip gittiği konusuna gelince eğer bu sözleşmenin tesiri hafızamızda canlı olarak kalsaydı imtihanın ve yargılanmanın bir anlamı kalmazdı yaratılış gayesi anlamsızlaşırdı.

İnsanoğlu adil bir imtihan ile muhattaptır hayata daha başında inanma eğilimi ile gelen insanoğlu sonucunu önceden kestireceği bir imtihan ile karşı karşıyadır. Çünkü bu yolda kendisi için gerekli olan tüm veriler kendisine ulaştırılmıştır. Kendine her şeye yetecek bir ömür ve üstelik hiç bir bedel ödemeden edindiği bu ömrü dilediği gibi kullanma ve harcama serbestliği verilmiştir. İlahi mesajları alması ve ne ile mükellef tutulduğunu bile bilmesi için din ve peygamberler gönderilmiştir.

Bütün bunlara ek olarak kişiye yüce yaradan katından çok çeşitli vesilelerle ve süreklilik arz eden bir şekilde inanmaya iyiliğe doğru bir yönlendirme olarak nitelendirebileceğimiz ilahi bir yardım da gelmektedir. Hidayet diye adlandırdığımız bu ilahi yardım ahirete giden yolda adeta bir yön levhası gibi sürekli kişilerin karşısına çıkmaktadır.
 


Üst