Sınav Öğrencisine Anne Baba Olmak

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Kaygıyı kontrol altına alma


Kaygıyı kontrol altına alma ...


Kaygı ile başa çıkmanın ilk adımı onu doğru tanımlamaktan geçer. Kaygı durumlarındaki tepkimelerin diğer zamanlardaki tepkimelerden ne tür farklılıklarının olduğu doğru bir biçimde betimlenmelidir. Kaygının şiddeti, etkileme biçimi ne düzeyde gerçekleşmektedir? Tepkimeleri kontrol altına alma adına neler yapılabilir? Bu tür sorulara cevap ve açıklayıcı olma adına aşağıdaki sistemler önerilebilir.



a) Zihinsel Kontrol Düzeneği Kurma


*Düşünce biçimi objektif kriterlere dayandırılmalıdır
: Öğrencinin kendini tanımlarken ifade ettiği başarı durumu eğer diğer insanlarca da paylaşılıyorsa, kurulan mantık doğru demektir. Eğer çevredeki insanlar öğrencinin kendini tanımlama biçiminde olayı abarttığını ve yanlış değerlendirdiğini ifade ediyorlarsa, öğrencinin kendi değerlendirmeleri üzerinde tekrar düşünmesini sağlamada yarar vardır. Çevredeki insanlar (özellikle eğitim alanı üzerine bilgi ve uzmanlık sağlamış olanlar) değerlendirmeleri yanlış buluyorlarsa, onlara inanmak gereklidir.



*Değerlendirmeler sadece tespit olmamalı, sorunu çözücü bir niyetlilik de taşımalıdır
: Yaklaşım tarzı, sadece sorunu ortaya koyuyor ve hiçbir çözücü nitelik taşımıyorsa, bu düşünce tarzının hiçbir faydası yoktur. Kaygıyı olumlu bir düzeye indirgemek için, kurulan cümlelerde şu anlatımlara yer verilmelidir: “Şu ana kadar çok da başarılı olamadım ama çalışma sistemimi daha başarılı kurgularsam puanlarımda mutlaka artış olacaktır.” , “Yanlışım çok fazla sayıda ama bu durum en azından belirli bir düzeyde işlem yaptığımın, denemelerle çözüme yaklaştığımın göstergesidir.” , “Bu aldığım başarısız deneme sonucu, planlı çalışma düzeneğimde bazı değişiklikler yapmam gerektiğinin işaretidir”. Bu tarz cümleler sorunun çözülmesi adına olumlu adımlardır; kendini aşağılamanın, üzüntü ve gözyaşı dökmenin değişime dair olumlu hiçbir etkisi yoktur.



*Hayat hep başarı üzerine kurulu değildir, başarısızlıklar başarıdan alınan hazzı artırır
: Çevremizi iyice incelersek göreceğiz ki, her insanın hayatında inişler ve çıkışlar vardır. Bu durum, insan olmanın belirgin bir özelliğidir. Muhakkak ki -bizlerin zamanında yaptığı gibi- öğrenciler de hatalı davranışlarda bulunacak ve olumsuz sonuçlarla karşılaşacaklar. Önemli olan hata yapmak değil, bu hatadan gerekli sonuçların çıkarılmasıdır. Eğer, yanlış yapılan bir soruyu sonradan doğrusuyla öğrenebiliyorsa, bu durum öğrenciniz için bir kayıp değil kazanımdır.



*Tekil olayları genelleştirerek düşünmeyin
: Başarısız olunan bir gün, bir ders veya bir durum asla genelleştirilmemelidir. Bu gün yaşanan başarısızlık bugüne aittir. “Zaten bu çocuk hep böyledir” gibi her şeyi bir anda tek bir kategoriye indirgeyen cümlelerden uzak durulmalıdır.



*Başarısızlıkları duygusal planda değil, mantık çerçevesinde değerlendirmek gerekir: Deneme sınavında yüksek puan almak her şeyin bitmişliğini değil sadece o sınavdaki performansı gösterir; başarsız puan aldığında da ortada kaybedilmiş bir şey yoktur. Başarı ve başarısızlık kendi bütünlüğü içinde mantıklı değerlendirilmeli; bugünkü başarısızlıkların bugüne ait olduğu ve gerekli çabayla değiştirileceği gözden kaçırılmamalıdır.



b) Bedensel Kontrol Düzeneği Kurma

*Yeme-içme alışkanlıklarının kaygı üzerinde etkileri vardır
: Yenilen yiyecekler ve alınan kalori, bazı yiyeceklerin uyarıcı niteliği taşıması ile kaygının ortaya çıkma şiddeti arasında ilişki vardır. Bu etkiler, düzenli ve disiplinli bir yeme düzeneğiyle olumlu kılınabilir. Sabah kahvaltısı mutlaka yapılmalıdır. Öğlen ve akşam yemeklerine çok yüklenilmemeli, az ve sık yemek yeme tercih edilmelidir. Protein içeren doğal mevsim yiyecekleri tercih edilmeli, mevsim dışı hormonlu gıdalardan uzak durulmalıdır. Uyku düzeneğine olumsuz etki yapan ve ayrıca kaygı düzeyini yükselten asitli ya da kafeinli içeceklerden elden geldikçe uzak durulmalıdır.



*Spora zaman ayrılmalıdır
: Sporun beden gevşemesinde ciddi faydası vardır. Özellikle sabah yürüyüşlerinin beden ve ruh sağlığındaki olumlu etkisi sayılmayacak kadar çoktur; yürüyüşün güne zinde başlama ve yaşama mutluluğunu artırıcı etkisinin yanında kaygı düzeyini oldukça olumluya sevk eden yönleri vardır. Gün içinde yapılan, kısa zamanlı fizik egzersizleri de beden ve ruh gevşemeleri için tavsiye edilebilir.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59


Kaygıyı en aza indirme - Gevşeme teknikleri...

Sınav yaklaştıkça, her öğrencide ister istemez bazı kaygı durumları kendini gösterir. Bazı öğrenciler bu kaygıyı çok uzun zaman önceden yaşamaya başlayabilirler. Gerek sınava çok uzun süre varken gerekse çok yakınına gelmişken kaygı durumunda öğrencinin uygulayabileceği bazı tekniklerden bahsedeceğim.


a) Yüzeysel Gevşeme Tekniği

Gevşeme için öncelikle kaslardaki gerginlik azaltılmalıdır. Bunun sonucunda hedef, kalp atışını, soluk alıp-vermeyi ritmik düzenine kavuşturmaktır. Eğer, doğru biçimde soluk alıp verilebilirse kısa zamanda bedene hakim olunur. Bunun için kademeli olarak şunlar yapılmalıdır:

*Sabah ve akşam 10 dakika (aynı saatlere denk gelmesi faydalı) bu tekniğe zaman ayrılmalıdır.

*Çalışma için açık hava veya gürültü ve kirlilikten uzak ortamlar (oda da olabilir) kullanılmalıdır.

*Dar ve rahatsızlık veren kıyafetler yerine, bol olanlar tercih edilmelidir.

*Rahat bir şekilde oturulur ve gözler kapatılarak hareketsiz biçimde 2-3 dakika oturulur; hiçbir şey düşünülmemeye çalışılır.

*Önce ciğerlerdeki hava boşaltılır, yavaşça soluk alarak ciğerler maksimum doldurulur; bu hava ciğerlerde 5 saniye kadar tutulup yavaşça boşaltılır.

*Soluk alış verişlerde sadece soluk alıp verme düşünülmelidir.

Bu egzersiz 20 kere kadar yapılmalıdır.





b) Derinlemesine Gevşeme Tekniği


*Düzenli uygulandığında fayda sağlayan, 20 dakika kadar süren bir egzersizdir. Bunun için kademeli olarak şunlar yapılmalıdır:

*Sabah ya da akşam 20 dakika (aynı saatlere denk gelmesi faydalı) bu tekniği uygulamak için zaman ayrılmalıdır.

*Sessizlik en önemli unsurdur, ayrıca kıyafetler bol ve rahat olmalıdır.

*Rahat bir oturuşla veya yere uzanılarak uygulama yapılmalıdır.

*5 dakika kadar yüzeysel solunum yapılır. Daha sonra bilinç belirli bir kas grubu üzerinde yoğunlaştırılır. Mesela “sağ kolum gittikçe ağırlaşıyor” diyerek zihinsel olarak yoğunlaşılır. Daha sonra aynı uzuv için “gittikçe ısınıyor, hafifleşiyor” gibi komutlar verilir. Zihnen sadece söylenen şeylere yoğunlaşılır. Daha sonra benzer komutlar bedenin kaygı üreten noktalarına yönlendirilir. Mesela, “kalbim artık düzenli atıyor, midem bulanmıyor” gibi. Zamanla kaygı esnasında etkinleşen bu uzuvların kontrole yatkınlaştığı görülecektir.



c) Meditasyon


Meditasyon, Hint kültürünün ürünü olan bir gevşeme tekniğidir. Bu gevşeme tekniğinde, yüzeysel ve derinlemesine gevşeme tekniklerinde olduğu gibi düzenek kurulur. Bu teknikte zihin belirli bir nesne veya duruma odaklanır. Gözler kapalı bir şekilde, nesne veya durum göz önüne getirilir; nesne veya durumun adı konuşmaksızın sık sık tekrar edilerek düşünülür. Uygulama süresi 15–20 dakikadır.


d) Zihinsel Zaman Planlama

Düşünmek, olayları değerlendirmek için mutlaka zaman ayrılmalıdır. Şu an içinde bulunulan durum, ilerideki beklentiler, istemler haftada bir defa da olsa düşünülmelidir. Düşünme esnasında kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılmalıdır. Amaçlı davranışlar kaygı düzeyini olumluya yönlendirecektir.

*Kısa vadeli zaman planlaması: İçinde bulunulan gün veya haftanın nasıl geçirilmesi gerektiği üzerine karar verilmelidir. “Bu hafta Matematikten günde ortalama 50 soru, Türkçe’den 30 soru... çözeceğim” gibi kararlar alınır. Bu kararların nitelik olarak yapılabilir düzeyde olması esas alınmalıdır. Yoksa altından kalkılamayacak şeylere söz verip sonra da başaramamak öğrenciyi daha da büyük hayal kırıklıklarına itecektir.

**Orta vadeli zaman planlaması: Sınav tarihine kadar neler yapılması gerektiği planlanır; “Sene sonuna kadar dershane yayınlarının soru bankalarını bitireceğim, ayrıca şu yayını da çözüp bitireceğim” gibi. Orta vadeli planlama en az 15 günde bir değerlendirilmelidir.

***Uzun vadeli zaman planlaması: Gelecekte öğrencinin kendini hangi meslekte görmek istediği ve bunun için ne tür bir bedel ödemesi gerektiği üzerine düşünmedir. Özellikle öğrenciniz sıkıldığında ve kaygı duyduğu zamanlarda bu sık sık kendilerine tekrar etmelidirler.

SONUÇ: Kaygı, her birimizin belirli dönemlerde yaşadığı gayet olağan bir duygudur. Bu duygunun hiç olmaması ne kadar problem ise çok yüksek düzeyde gerçekleşmesi de bir o kadar problemdir. Bu seanslarda amaç, kaygı düzeyini normal seyrinde tutmaktır. Eğer kaygı durumuna bilinçli yaklaşabilirsek ve yukarıdaki çalışmaları takip edebilirsek gayet doğal bir düzeneğe kavuşabiliriz.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Sınavda kurtarıcı formüller


navda kurtarıcı formüller...


Sevgili okurlar, sınava yaklaşıldıkça öğrencinin kaygı düzeyinde bir artış gözlemlenir. Kimi öğrenciler eskisi kadar ders çalışamamaktan, kimileri ise deneme sınavlarından istediği puanları alamamaktan şikayetçi olur. Peki, bu durumda her şeyi oluruna mı bırakacağız. İşte size öğrencinize sunabileceğiniz bazı çözüm önerileri;



*Geçmiş yılların soruları mutlaka çözülmelidir. Gerek YGS-LYS, gerekse SBS’de çıkmış sorulara baktığımızda her sene benzer soruların sorulduğunu görürüz. Sınavda sorgulanan şeyler, nitelik olarak, öğrencinin okuduğunu kavrama ve bu kavramaya dayalı olarak çözümlemeyi yapabilme gücüdür. Bununla ilgili soru tipleri, kısa sürede çözülebilecek nitelikte olup, temel bilgileri gözden geçirici yapıdadır. Bundan dolayı, geçmiş yıllarda çıkan soruları her öğrencinin mutlaka çözmesi, hatta bir kere çözmeyle dahi yetinmeyip sınava yakın bir süre kala tekrardan çözmesi çok fazla fayda sağlayıcıdır.



*Geçmiş yıllardaki çözümlenemeyen veya çözümü anlaşılamayan sorularla ilgili mutlaka branş öğretmenine danışılmalıdır.
Geçmiş yıllarda sorulmuş sorulardan bazıları öğrenciniz tarafından ya çözümlenemeyecek ya da çözümü anlaşılmayacaktır. Bu soruların mantığı, ilgili branş öğretmeniyle mutlaka sorgulanmalı, gerekirse sorunun mantığını daha iyi anlayabilmek için soru öğretmenle tartışılmalıdır. Unutmamak gerekir ki, anlamadan geçilen bir sorunun benzeriyle bu yıl karşı karşıya kalmak mümkündür.

*Sınavda çıkma ihtimali olmayan soru tiplemeleriyle uğraşmamak gerekir. Özellikle sınava yönelik hazırlanmış kaynaklara baktığımızda, sınavın yapısıyla ilgisi olmayan bazı soru tiplemeleriyle karşılaşırız. Kısa sürede çözülemeyen, temeli sorgulamaktan ziyade ayrıntılarla uğraşan, ezbere dayalı soru tiplemeleri öğrencilerin ciddi zamanını alır. Bu soruları çözememek öğrencinin zamanını almakla kalmaz, motivasyonunu da olumsuz etkiler. Bu yüzden bu tür sorularla uğraşılmamalıdır. Eğer geçmiş yıllarda çıkan soruların mantığı bilinirse, bu tür soruları seçmek de kolay olacaktır; böylelikle zaman boş yere harcanmamış olacaktır.



*Kaynak kullanımında seçici olunmalıdır. Çoğu öğrenci sınava yönelik olarak birden fazla kaynak kullanmaktadır. Dış kaynakların niteliği oldukça önemlidir. Mademki, piyasadaki bütün sınava hazırlık kitapları çözmek mümkün değildir, o halde bu konuda da seçici davranmak gerekir.



*Çalışma istekliliği kaybolduysa, tekrar o isteklilik canlandırılmalıdır. Velilerden gelen şikayetlerin bir kısmı, öğrencisinin sene başındaki istekliliğini kaybetmesi üzerinedir; ilk başlarda çok çalışan öğrencisinin eskisi kadar çalışmaması velileri üzmektedir. Eski istekliliği daha kolay yakalayabilmek için, azdan çoğa giden bir sistem kurgulanabilir. Örneğin, 3–4 gün 50 civarında soru çözülür. Sonraki 3–4 gün soru sayısı 55’e çıkarılır; sonra 60’a ve böylece devam eder. Kısa süre sonra eski tempo yakalanabilir.

Tabii ki, zorlanılan noktada soru artırma işine son vermek lazımdır. Örneğin, bu sistemle günde 150 soruyu geçtikten sonra zorlanma başladıysa, 170 soru çözmek şart değildir.

Sevgili veliler, motivasyonu kaybetmeksizin, onu sabit tutarak çalışmayı beklemek mümkün değildir; unutmayın bizler duygusal varlıklarız, tuşuna basılınca çalışan makineler değiliz. Elbette, bazen çalışma istekliliği yüksek, bazen de düşük olacaktır. Bunlar sadece sizin öğrencinize özel de değildir; ondan öncekiler de, bizler de bu duyguları yaşadık. Ama vazgeçmedikleri için geçen yılki öğrenciler üniversitede okuyabiliyorlar; ama vazgeçmediğimiz için bizler birer iş sahibi olarak hayata tutunabiliyoruz.
 

Angelica

Editör
Katılım
19 Eyl 2019
Mesajlar
29
Tepkime puanı
23
 iyi meslek yoktur, iyi yapılan meslek vardır


Iyi meslek yoktur, iyi yapılan meslek vardır;

Kötü meslek yoktur, kötü yapılan meslek vardır...



Sevgili anne babalar, şüphesiz her anne-baba çocuğunu başarılı ve çevresince saygı gören bir konumda görmek ister. Tabii ki, bunu sağlamada seçilen meslek etkin rol oynar. Fakat meslek seçiminde anne- babanın neler yapması veya yapmaması gerektiğinin de tanımlanması gerekir.



*Mesleki beklentilerinizi karşılamak için çocuğunuzu kullanmayın, çocuğunuzun başarılı olacağı meslek onun ilgi ve yeteneklerine uygun olan meslektir. Bir gün dershaneye bir velim gelmişti, çocuğu oldukça yüksek bir puan almıştı. Hem ODTÜ Siyaset Bilimleri bölümü hem de İstanbul Hukuk Fakültesi bölümü kolayca girilecek durumda görünüyordu. Öğrenci ODTü, anne ise Hukuk’u gözüne kestirmişti. Anne bana gelerek “hocam ne olur Hukuk daha iyi bir bölüm diyin de şunu kararından vazgeçirin” diye rica etti. İşin kötü tarafı, ben böyle söylesem öğrenci beni gerçekten ciddiye alacak durumdaydı. Öğrenciyi karşıma aldım, “ne olmak istiyorsun” diye sordum O da bana “sizce hangisi iyi?” diye sordu. O zaman, başlıktaki uzun sözü söyledim “iyi ve kötü meslekler yoktur; iyi veya kötü yapılan meslekler vardır”. Çocuk ODTÜ’de okudu ve Siyaset Bilimleri bölümünü bitirdi. Ailecek oldukça mutlular; anne bazen “hocam bir demedin Hukuk diye” diyerek bana takılır, ne yapalım bazen bizler de hata yapıyoruz!



*Çocuğunuzun seçtiği meslek ya da mesleklerle ilgili olarak, mesleğin özelliklerini açıklayıcı yayınları elde edebilir ya da bu mesleği yapan kişilerle görüşmeler yaptırabilirsiniz. Öğrenciyi doğru mesleğe yönlendirmede bu yöntem de oldukça faydalıdır. Özellikle o mesleği yapan kişilerin meslekle ilgili kanaatleri oldukça önemlidir. Fakat burada bir risk de vardır. Bir mesleği severek yapan da vardır, nefret ederek zorunlu yapan da. Peki, burada kıstas ne olacak? Olaylara objektif baktığına inandığınız meslek sahipleriyle görüştürmek en sağlıklı yöntemdir. Mesela;Tıp eğitimi almak isteyen öğrencilere Tıp Uzmanlık Sınavı (TUS)’dan haberdar olup olmadıklarını soruyorum, bakıyorum haberdar değiller; bir doktor arkadaşıma yönlendiriyorum. Geri döndüklerinde bazılarının bakışlarında buğu, bazılarında ise daha güçlü bir ifade görüyorum.



** Meslek seçiminde uzman rehber öğretmenlerin tavsiyelerini mutlaka dikkate alın, unutmayın mesleki tercih çocuğunuzun ömür boyu birlikte olacağı bir işin seçimidir. Lütfen, hastalıkta doktora gittiğiniz gibi, eğitim işinde de işin uzmanlarına danışın. Mesleki yönlendirme Rehber Öğretmenlerin uzmanlık alanıdır. Nasıl ki bir Matematik sorusunu Matematik Öğretmeni’ne soruyorsunuz, bu konuyla ilgili sorularda da mutlaka Rehber Öğretmenlere danışın.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir


Meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir?...


Meslek seçimi, insan hayatının en önemli dönemeçlerinden birisidir. Peki, meslek seçimi üniversiteye hazırlık aşamasında ülkemizde yeterince irdeleniyor mu? Yapılan istatistiklere göre, ülkemizde yaklaşık her 5 öğrenciden 3’ü yanlış tercih yüzünden ya yerleşemiyor, ya hiç düşünmediği bir mesleğe yöneliyor, ya da kazandığı bölüme devam etmeyerek bir daha sınava hazırlanıyor. Bu istatistik bilgisine dayanarak şunu söyleyebiliriz. Meslek seçiminde profesyonel bir anlayışa sahip değiliz.

Bunun nedenlerini şöylece sıralayabiliriz:
  • *Sınav sisteminde her yıl köklü veya kısmi değişikliklere gidilmesi,
  • *Tercihlerde yardımcı olan kişilerin yeterli düzeyde uzmanlığının olmaması,
  • *Uzman niteliğindeki kişilerin, meslek ve bölüm tercihlerinde, ÖSYM standartları kullanmaktan ziyade, kendi gönüllerinde olan meslekleri öğrenciye dayatmaları; iyi ve kötü meslek diyerek öğrenciyi yanlış yönlendirmeleri,
  • *Öğrencinin puanı yüksek bölümleri iyi bölüm olarak algılamaları, isteğe göre değil puanının yüksekliğine göre meslek belirlemeleri,
  • *Herhangi bir mesleğe yönelik kararlılığa ulaşmamış öğrencinin, meslek testi kullanarak mesleki yönelimini belirlemek yerine, çevresindeki kişilerin tavsiyesiyle meslek seçmesi,
  • *Geçmiş yıllardaki taban puan ve başarı sırasının hiç değişmeyecek değerler gibi algılanması, puansal artışın veya düşmelerin olabileceğini bilememe.

Bu ve benzeri gerekçeler üniversitedeki bilinçli tercihin önünü tıkamakta ve başarısız, mutsuz öğrencilik dönemlerine zemin hazırlamaktadır. Peki, bilinçli ve başarılı bir tercih için neler yapılmalıdır?


*Öncelikle mesleki yönelimin belirlenmesi gerekmektedir. Meslek bir çeşit evliliktir (hatta Katolik nikahıdır, boşanması pek zordur). Yanlışlar üzerine kurulu bir evlilik nasıl hayatı mutsuz kılıyorsa, yanlış seçilen bir meslek de öylece hayatı mutsuz kılar. Eğer çevrenize bakarsanız göreceksiniz ki, mesleğinde başarılı, popüler olmuş bütün insanlar mesleğini seven insanlardır. Mesleğini sevmeden başarılı olmuş ne bir mimar ne de bir doktor göremezsiniz. Eğer bir mesleğe yönelik ciddi heyecanlar duyuluyorsa, o mesleğe öncelik vermek, hatta o mesleğin okulunu kazanmak için bir sene daha hazırlanmayı göze almak mantıklıdır.

*Eğer herhangi bir mesleğe yönelik kararlı bir ilgi yoksa “Mesleki eğilim testleri” elde edilerek uygulanabilir. Yalnız burada dikkat edilecek husus; belirli bir mesleğe yönelik ilgisi olanlar bu testi uygulayarak meslek seçmeye kalkmamalıdır; bu tür testler belirleyici testlerdir, yönlendirici olarak kullanılamaz. Örneğin, tıp mesleğine ilgisi olan ve bunun için çabalayan bir öğrencinin, meslek testi uygulaması anlamlı değildir.


*Elde edilen puanla hangi tablolardan tercih yapılması gerektiği net olarak belirlenmeli; tercih kılavuzunun ilgili tabloları dikkatlice incelenmelidir. Ayrıca hangi bölümlerin alan içi olduğu, meslek liseli olarak hangi bölümler için ek puan alındığı net olarak bilinmelidir.


*Tercih yaparken, seçilen mesleğin en iyi öğrenilebileceği okula öncelik vermek akıllıca olacaktır. Başarı sırası bununla ilgili ipuçları vermektedir, ama yine de bu konuda rehber öğretmene danışmakta yarar vardır.


*Tercihleri sıralarken, gidilmesi düşünülen okul ve bölümler –puan ve başarı sırası kullanmadan- bir kağıda topluca yazılır. Her biri diğerleriyle kıyaslanarak en çok istenilen okul ve bölümden en az istenene doğru sıralanır.


*Tercih kılavuzunda okul ve bölüm tercihlerinin karşısındaki puan ve başarı sırası, bir önceki yılın tercih yönelimini ifade etmekte olup, bu yıl için bir bağlayıcılık taşımamaktadır. Bu bilgileri, kesin ve değişmez olarak algılamak yanlıştır. Genelde çok ciddi değişimler beklenmemekle birlikte, bazı oynamaların olması doğaldır (Ör. Galatasaray Lisesi veya ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünün puanı her yıl değişse bile, istek basamağındaki yerlerini korurlar)


*Tercihler istek sırasına göre sıraladıktan sonra, başarı sırası değerlilikleri yanlarına eklenir. Eğer alttaki bir tercih üsttekilerden daha yüksek başarı sırası gerektiriyorsa (örneğin 12300 başarı sırasında girilmiş bir bölüm altında 5300 başarı sırasında girilmiş bir tercih var ise) alttaki tercih büyük ihtimalle “ölü tercih” dediğimiz etkisiz bir tercih olma durumuna düşecektir. Eğer çok sayıda tercih var ise, alttaki bu etkisiz tercihi silip yeni tercihler yazabiliriz. Yok, zaten bütün düşünülen tercihlerin toplam sayısı SBS’ de 12, ÖSS’de 24 ve altında ise bu tercihin orda kalmasında herhangi bir mahsur yoktur.


Çok Önemli Not: Tercih sıralamasında asla başarı sırası tek faktör olarak ele alınıp sıralama yapılmamalıdır. En çok istediği yeri başarı sırasının düşüklüğünden dolayı alt sıralara indirmek şu kişinin haline benzer; bir kişi elmayı çok sevdiği halde daha pahalı olduğu için muz yemeye çalışır.


*Tercih listesindeki sıralama bitirildikten sonra öğrenci kendine şu soruyu sorar, “Yaptığım bütün tercihleri kazanma hakkı bana sunulsaydı hangisine kayıt olmak isterdim?” Eğer cevap 1.tercih ise doğru bir başlangıç yapıldı demektir. Eğer 2.,3.tercihlerden biri ön plana çıkarsa demek ki 1.tercih yanlış yerdedir. Doğru bir mantıkla, her tercih bir alttakinden daha çok istenen, bir üsttekinden de daha az istenen olmalıdır. Yani 7.tercihini kazanan bir aday “keşke 9.tercihimi kazansaydım, orası daha güzel” dememelidir.


*Sonuç belgesindeki başarı sırası ile yapılan tercihlerin başarı sırasının birbirine uygunluğu denetlenmelidir. Tercih edilen bölümlerin sonuç belgesindeki başarı sırasına yakın veya eş olması kazanmayı kolaylaştıracaktır. Çok fazla istenen fakat başarı sırası olarak çok yüksek 1–2 bölümü başlara yazmakta sakınca yoktur. Fakat çoğu tercihin sonuç belgesindeki başarı sırasına yakın olmasına ve listenin elden geldikçe düşük başarı sırasıyla girilen bölümleri de içermesine gayret etmekte fayda vardır. Fakat sırf kazanmak için okumak niyetinde olunmayan bölümler yazılmamalıdır. Böyle yapılırsa, bir sonraki sene puansal kesintiye uğranacağı düşünülmelidir.

Örneğin, Sayısal Puan türünde başarı sırası 17500 olan bir öğrenci ilk sıraya çok arzu ettiği 6000 başarı sırasıyla girilmiş bir bölüm yazabilir. Ama bundan sonraki tercihler gittikçe başarı sırasına yaklaşık olmalıdır. Mesela bu öğrebci 6000 başarı sırasıyla girilen bölümlerden 15000 başarı sırasıyla girilmiş bölümlere doğru 5–6 tercih yapılabilir, ama tercihlerde asıl 15000 ile 22000 başarı sırasıyla kazanılmış bölümlere ağırlık vermelidir ve yaklaşık 11-12 tercih yapmalıdır (kazanma ihtimalinin en yoğun olduğu bölge olduğu için), ve imkan dahilinde 30000 başarı sırasına kadar da inmelidir.

Son tercih de, 1.tercih gibi kazanıldığında gidilecek bir okul olmalıdır, yoksa yazılmamalıdır.

*Tercihleri sıralarken, 2 yıllık okullar, 4 yıllık okullar, sınavsız geçiş okulları diyerek ayrıca gruplama yapmak gereksizdir. Tercihlerde istek sırası önemli olup bu üç okul tipi karışık sıralanabilir.

Tercihlerde aşağıdaki sıralamanın esas alınmasında yarar vardır


*Tercihlerde aşağıdaki sıralamanın esas alınmasında yarar vardır:

  • Mesleğe duyulan ilgi
  • Mesleğe yatkınlık (yetenek, el becerisi vs.)
  • Mesleğin getireceği –varsa- mali yük
  • Okunulması düşünülen okulun sağladığı olanaklar
  • Okunulması düşünülen okulun getireceği mali yük
  • Okulun bulunduğu şehir ve sosyal imkanlar

Yukarıdaki şıklar ele alınırken, öğrencinizle birlikte ve ortak bir akılla hareket etmenizde fayda vardır.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Sınava beş ay kala


Sınava beş ay kala...

Sınav’a beş ay kala, zorunlu tatiller haricinde uzun soluklu bir çalışma sürecine girilmiş olur. Öğrencinizin bu beş ay içinde sınav başarısını artırması için neler yapabileceğinden bahsedelim.


*Gerek YGS-LYS, gerekse SBS çok detaylara giren ve aşırı derinlikte konu sorgulamasında bulunmaktan öte çok temel bilgilerin sorgulandığı sınavlardır. Bir öğrenci bu güne kadar ciddi bir çalışma içine girmemiş olsa dahi kalan bu beş aylık sürede ciddi bir puana ulaşabilir; çalıştığı halde yeterli düzeyde başarı gösterememiş öğrenci ise artık puansal artışla tanışmaya başlayacaktır.


*Geçmiş yılların YGS-LYS ve SBS soruları mutlaka çözülmelidir (özellikle son beş yıl). Bu soruların benzerlerinin bu sene de geleceği düşünülmeli, çözülemeyen sorular mutlaka çözdürülmeli, soruların genel mantığı kavranmaya çalışılmalıdır.


*Bu dönemlerde bazı öğrenciler en baştan başlayarak genel tekrar yapma isteği duyarlar ve böylece eksikliklerini kapatmak isterler. Bu çalışma biçimi çok uzun süre aldığı için kolay kolay amacına ulaşmaz. Bunun yerine, derslerde dağıtılan konu testleri bir sıraya koyup her testten 3’er, 4’er soru çözülür. Çözülemeyen soruların nedeni konu eksiği ise, o konuya dönülüp çalışılır; eğer sorudan kaynaklanan bir problemse o soru öğretmenle tartışılır. Kolaylıkla çözülen testler için tekrardan konu çalışılarak zaman kaybedilmemelidir.


*Yetişemem endişesiyle öğretmenlerce anlatılmamış konularla ilgili çalışmalar yapılmamalıdır. Bu tür konuların yanlış öğrenilmesi, daha sonraki öğretmen anlatımlarının kavranmasını engelleyebilir.

*Başarı bir tesadüf olmadığı gibi, başarısızlık da bir tesadüf değildir. Etkili çalışma mutlaka karşılığını görür. Geçen yılki öğrenciler de çalışarak başarılı oldular, bu asla unutulmamalıdır. Eğer bir kovaya su ekliyorsanız mutlaka su miktarı artıyordur, o halde çalışıyorsanız mutlaka artıyorsunuzdur. “Çalıştığım halde başarılı olamıyorum” sözü akla ve mantığa aykırıdır; doğru olan “çalışmamın sonucunu henüz alamadım, demek ki biraz daha sabretmeliyim” şeklinde olmalıdır.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Şubat sendromuna dikkat


Şubat sendromuna dikkat...


Sınava çalışmaya başlanılan zaman dikkate alınırsa, Şubat ayı başlangıç ve bitişin tam orta noktasına denk gelir. Yaklaşık 5 aydır çalışılmaktadır ve sınava girmek için de yaklaşık beş aylık bir süre kalmıştır. Geçmiş yıllardaki araştırmalarıma dayanarak “Şubat sendromu” diye nitelendirdiğim bir durumdan bahsedeceğim.

1997–98 yılında çalıştığım dershanede yapmaya başladığım ve her yıl düzenli olarak uyguladığım anketlerden elde edindiğim sonuç; sınava hazırlanan öğrencilerin yaklaşık %20-30’si 15 Ocak–15 Şubat arasında ders çalışmayı tamamen terk etmekte, sanki sınav olmuş bitmiş ve kaybetmişler gibi çalışmadan uzaklaşmaktadır. Bu vazgeçmenin iki temel nedeni olduğunu saptadım:

“Beş aydır çalışıyorum, yeteri kadar gelişemedim; kalan beş ayda ne olabilir ki?” düşüncesi,

“Beş aydır yeteri kadar çalışmadım, kalan beş ayda ne yapabilirim ki?” düşüncesi.

Her iki düşünce de, kalan sürenin yeterli olmadığı fikri üzerine kuruludur. Ben bu durumdaki öğrencilerin yaşadığı sıkıntıya “Şubat sendromu” adını verdim. Eğer öğrenciniz bu sıkıntıyla iç içe yaşıyor ya da bu sıkıntının kapısına geldiğini ifade eden davranışlarda bulunuyorsa aşağıdaki tavsiyelere kulak veriniz.

* Sınava hazırlanma aşamasında beş ay çok uzun bir süredir. Gerek YGS-LYS, gerekse SBS sınavlarının soru tarzına baktığımızda çok da orijinal olmayan, hatta bugünden belirlenebilen soru tipleriyle karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Geçmiş yıllarda çıkan sorular incelendiğinde, soruların nerdeyse tekrardan ibaret olduğu anlaşılır. Dolayısıyla, bilinmeyen soru tiplemeleriyle değil, tekrarlanan soru tiplemeleriyle uğraşılacaktır. Bu tür soruların elde edilmesi, öğrenilmesi ve çözümlenmesi için beş ay oldukça fazla bir süredir. Hatta bunu ispat etmek için, son beş yılın çıkmış sorularıyla öğrencilerin karşısına geçer ve her yıl tekrar eden onlarca soruyu örnek olarak gösteririm.

*Öğrenci çalışıyor ve soru çözüyorsa başarılı sonuçlar almaya yaklaştı demektir. Bazı öğrenciler, çok çalıştığı halde istediği sonuçları alamadığından şikayet edip dururlar. “Şu kadar çalıştım o halde o oranda da sonucu hemen göreyim.” gibi bir beklenti içine girerler. Oysa sınavda ölçülen 3–4 aylık çalışma değil, yılların getirdiği birikimdir. Dolayısıyla sıçrama yapabilmek için mutlaka sabırlı olmak gerekmektedir.

*Çok hata yapmak öğrenmenin gerçekleşmediğinin değil öğrenme sürecine girildiğinin işaretidir. Çalışan, gayret eden öğrencilerin çoğu, yaptıkları hatayı yetersizliklerine bağlarlar. Aslında, öğrenme arttıkça hata da artar. Örneğin, araç kullanmayı hiç bilmeyen bir kişi ile çok iyi bilen kişi ele alındığında, her ikisi de pek hata yapmaz. Biri hiç bilmediğinden, arabayı dahi çalıştıramadığı için hata yapamaz; diğeri ise çok iyi bildiği için pek hata yapmaz. Araba sürmeyi yeni öğrenen bir kişi ise çok sayıda hata yapar. Aynı durumu sınav başarısına örneklersek; hiç çalışmayan bilmediğinden hata yapamaz; çok iyi bilen ise konuya çok hakim olduğu için hemen hemen hiç hata yapmaz. Eğer kişi öğrenme sürecinde ise, çok sayıda hata yapacaktır. Ne zaman konu üzerindeki bilgiler olgunlaşır işte o zaman hata sayısı azalmaya başlar.

*Hiçbir sonuç, beş ay sonra alınacak sonuç değildir. Sınava hazırlık anlık değil devam ede gelen bir süreçtir. Şu an alınan sonuçlar bugünkü durumla ilgilidir. Beş ay sonrayı asla bağlamaz. Çok başarılı sonuçlar da alınsa, çok başarısız sonuçlar da alınsa asla bu sonuçlara güvenilmez; dinamik olarak yola devam edilir. Bu tür öğrencilere sıklıkla yinelediğim bir sözü burada ifade etmek istiyorum.


vazgeçtiğiniz gün, kaybettiğiniz gün olacaktır.”​
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Sıkça sorulan sorulara cevap


Sıkça sorulan sorulara cevap ...



*Sınavlara çok kısa zaman kaldı ve ben hala eksik olduğum inancındayım. Ne yapmalıyım?
Sınavlara çalışırken birçok öğrenci sınavın yaklaşmasıyla birlikte yapamadığı sorular ve aldığı başarısız sonuçlar üzerine derin düşüncelere dalar. Bu eksiklik duygusu çalışma performansını oldukça olumsuz etkiler. Hatta bazı öğrenciler “bu iş olmayacak” türünden düşüncelerle çalışmayı terk ederler. Bu durumda yapılması gereken en etkili şey, iradeyi etkinleştirmek ve çalışma davranışını inatla devam ettirmektir. Unutmamak gerekir ki, sınavda başarısız olunsa dahi elde edilen bilgi yine uçmayacaktır; bu bilgi eksilmeyecek ve gelecek yıllarda da gerek okul yaşantısında gerekse tekrar hazırlanmalarda yarar sağlayacaktır. Eğer çalışma terk edilirse, aynı derslerle ileride tekrar boğuşmak zorunda kalınacak; çalışma belirli bir noktada yarım bırakıldığı için belki de eldeki bilgileri bütünlüğünü de kaybedecektir. Dolayısıyla asla çalışma yarıda bırakılmamalı ve en azından ilerideki başarılar için oluşacak zemin dikkate alınmalıdır. Diğer bir açıdan bakıldığında, kişinin kendini yetersiz hissetmesi daha fazla çalışma yapmak için motivasyon doğurabilmektedir. Bunun yanında, bu türden duyguların sınava hazırlanan hemen hemen her öğrencide var olduğunu da unutmamak gerekir.



*Kalan iki aylık sürede nelere önem vermeliyim? Sınavlara yaklaşırken yapılması gereken en doğru çalışma, geçmiş yıllarda çıkan soruların çok iyi düzeyde analiz edilmesidir. Eğer bu sorular çözülürse, sınavlarda çıkan sorularla ilgili belirli bir düzeyde birikim oluştuğu zamanla görülür. Böylece hangi konulara ve soru tiplerine ağırlık verilmesi gerektiği de öğrenilmiş olur. Özellikle çözmekte zorlanılan ya da hiç çözülemeyen sorularla ilgili branş öğretmenlerinden yardım almaktan çekinilmemelidir.



*Sınav günü yaklaştıkça heyecanım çok arttı, uyku düzenimi kaybettim; ne yapmalıyım? Sınavın yaklaşmasının getirdiği tedirginlik oldukça doğaldır. Bu duygunun öğrenciyi fazla etkilemesini istemiyorsanız, mutlaka bahsettiğimiz gevşeme egzersizlerini öğrencinize uygulatınız. Bu egzersizlerle, içerdeki yüksek düzeyli kaygılardan sıyrılınabilir. Bunun yanında, doğal gıdalarla beslenmeye, mevsim meyve ve sebzelerini tüketmeye önem göstermek gereklidir.



*Ailemin benden beklentileri çok fazla, benim ise bunu başaracak gücüm yok; ne yapmalıyım? İşte bu soruyla ilgili olarak siz velilerimize çok iş düşmektedir. Doğal olarak her aile çocuğunun başarılı olmasını ister. Burada unutulan şey, bu başarının aileden çok öğrencinin geleceğiyle ilgili olması ve sonuçlarının öğrenci tarafından yaşanacak olmasıdır. Bu yüzden, öncelikle öğrencinize kendisi için çalıştığını hissettirmelisiniz. Çünkü sonuç ne olursa olsun zamanla sizler çocuğunuzun başarı veya başarısızlıklarını unutacak ve normal hayata döneceksiniz. Ama sonuçtaki başarı ve başarısızlık öğrencinizin bütün hayatınızı etkileyecektir.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59
Sınava bir ay kala ne yapılabilir ?

Sınava bir ay kala ne yapılabilir ?


Sınav yaklaşırken en doğru çalışma biçimi nedir? “Konuları baştan tekrar edip konu ağırlıklı mı çalışayım, test mi çözeyim, deneme mi çözeyim” soruları adayların beynini kemirir durur. Kalan 1 ay nasıl en verimli bir şekilde değerlendirilebilir?

İşte size, doğrusuyla ve yanlışıyla son ay yaşanan öğrenci davranışları ve öğrenciniz için sunabileceğiniz etkili çözümler.

Konuları baştan tekrar etsem mi?

Konu tekrarı, bu süreçte sadece psikolojik rahatlama sağlayan bir çalışma biçimidir. Eğer konular zamanında iyi öğrenilmemişse, bir aylık süreçte yapılan yoğun tekrarlar konuların iç içe girmesine ve dağınık bilgilendirilmeye yol açar. Bu yöntem sağlıklı değildir.

Eksik konularım var, onları mı çalışsam?

Eksik konuları öğrenme, sıklıkla hata yapılan sorularla ilgili konuları tekrar etme sağlıklı bir metottur. Bütün konular yerine, eksik olunan ya da iyi anlaşılmamış konularla ilgili konu çalışmaları yapmak yerinde bir davranıştır.

Elimde bir sürü test, doküman birikti, çözmediğim dergiler var, sıkı bir kampa mı girmeliyim?

Eldeki test ve denemelerden özellikle SBS, YGS-LYS nitelikli olan test ve denemeler çözülmelidir. Soru bankalarının nitelikli yayınlardan olmasına dikkat edilmelidir. “Zor soru iyi sorudur.” anlayışı tamamen yanlıştır. Kaliteli soru, SBS ve YGS-LYS’de benzeri çıkan ve o konuyla ilgili bilgi sahibi bir öğrencinin bir-iki dakika içinde çözebileceği nitelikte, yoruma dayalı sorudur. Ezbere dayalı, uzun çözümlemeler içeren sorular asla SBS, YGS-LYS niteliğinde değildir.

Hangi kaynaklar esas alınmalı ve mutlaka çözülmelidir?

SBS ve YGS-LYS’ye hazırlanan bir öğrenci için temel kaynak geçmiş yıllarda uygulanmış gerçek sınav sorularıdır. Özellikle son üç-beş yılın çıkmış sorularını içeren çözümlü kitaplardır. Aynı konuyla ilgili çıkmış soru tiplemeleri iyice irdelenirse, benzer nitelik taşıdıkları net olarak görülecektir. SBS ve YGS-LYS’yi kolay yapan bir faktör de geçmiş yılların çıkacak sorulara ışık tutucu özelliğinin olmasıdır. Öğrenci, çıkmış sorulardan özellikle yapamadıklarını çözdürüp, mantığını kavramaya çalışmalıdır. Buradaki eksikliklere göre konu çalışması veya konu tekrarı yapılabilir.

Son ay gece yarılarına kadar çalışarak puanımı artırabilir miyim?

Sistemli ve programlı çalışma bir bütündür; yolunda giden verimli bir programı değiştirerek beyin için yeni yorgunluklar oluşturulmamalıdır. Dolayısıyla, son aya girildiğinde eldeki programı bozmak için bir neden yoktur. Ayrıca, çok geç saatlere kadar yapılan çalışmalar zihni yorgunluklara sebep olabilir.
 

Zeynep

Editör
Katılım
13 Eyl 2019
Mesajlar
173
Tepkime puanı
59


Son iki gün yapılması gerekenler ...

Sınav günü, bütün bir yıllık çalışmanın ürününü alma, meyveleri toplama zamanıdır.

İşte size sınav öncesi güne ve sınav gününe dair tüyolar:
  • Sınavdan önceki gün, öğrenci fiziksel olarak biraz kendini yormalıdır. Akşam kolay uyuyabilme de bu yorgunluğun faydası olacaktır. Fakat bu yorgunluk yarışma türü bir aktiviteye dayanmamalıdır (futbol maçı yapmak gibi). Açık havada yapılan yürüyüşler en ideal faaliyetlerdendir.
  • Sınav günü zihnen dinç olmak için, bir önceki gün zihni yorgunluktan, deneme ve benzeri çalışmalardan uzak durmak akıllıca olacaktır.
  • Sınav giriş belgesinde belirtilen sınav yapılacak okulu görmek akıllıca olacaktır, Sınav öncesi güne kadar bu yer mutlaka görülmelidir. Buraya ulaşma süresi de tespit edilmeli, arabayla gidilecekse trafik sıkışıklığı olabileceği düşünülerek ikincil yollar da tespit edilmelidir.
  • Sınav öncesi akşamı uyumak veya sakinleşmek için ilaç alınmamalıdır, vücut doğal olmayan uyarıcılardan uzak tutulmalıdır. Zorunlu olarak kullanılan ilaçlara devam edilebilir.
  • Sınav öncesi akşam yatmadan evraklar son kez kontrol edilmelidir. Götürülecekler küçük bir poşet içinde kolayca bulunabilecek bir yere bırakılmalıdır (küçük yaşta kardeşi olanlar bu konuda hassas olmalı ki, sabah bir sürprizle karşılaşmasın).
  • Kalkış, gidilecek mesafeye göre ayarlanmalıdır; mutlaka kahvaltı yapılmalıdır ve kahvaltı da asla abartılmamalıdır. Her gün yenilen yiyecekler tercih edilmelidir.
  • Evden çok erken çıkmak da, geç çıkmak da, her iki durum da strese neden olur.
  • Evden çıkarken mutlaka sınav için gerekli belgelerin alınıp alınmadığı son bir kez kontrol edilmelidir.
  • Sınav salonuna girmeden tuvalet ihtiyacı mutlaka tekrardan giderilmelidir.
  • Heyecan varsa (ki olması gerekiyor) panik yapmamaya gayret edilmelidir. Unutmayın, bu heyecan öğrencinizin sınavdaki konsantrasyonunu arttıracak bir faktördür, hiç heyecan duymamak ayrı bir tehlikedir.
 
Üst